“Hazırlarken kaybediyoruz, tüketirken israf ediyoruz; gıdamıza iyi davranmıyoruz.” “Gıda üretimini arttırsak bile kayıp ve israfı önleyemezsek kıtlık kapıda.” “Kayıp ve israfın maksimum düzeyde sağlanması her şeyden önemli.” Bu ifadeler, gıda israfına dikkati çekmek isteyen kamu ve özel sektör uzmanlarının ortak tespit ve önerileri.
STK ve kamu uzmanları, kısa adı GİFT olan “Gıda İçecek Ve Tarım Politikaları Araştırma Merkezi” tarafından Tetra Pak sponsorluğunda düzenlenen “Karbon Nötr Yolunda Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Önleme” konferansında meseleyi enine boyuna değerlendirdiler. Gıda değer zincirinde israfı azaltmaya yönelik somut çözüm önerilerini tartışmak ve bu alanda iş birliği fırsatlarını ortaya koymak için herkes düşüncesini açıkladı.
Sorular, cevaplar ve tespitler hem kamu idaresinin hem de tüketici olarak her bir bireyin gıda meselesinde artık farklı bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini ortaya koydu. Gıda kayıp ve israfının önlenmesi ve sonrasının ölçümlenerek yönetilmesi gerektiği bir kez daha teyit edilmiş oldu.
Çünkü hem dünya hem de ulusal ölçekteki veriler adeta alarm veriyor.
Örneğin BM Çevre Programı (UNEP) raporu, 2022 yılında, -yani sadece bir yıl içinde- 1,05 milyar ton gıda atığı oluştuğunu yazıyor.
Devasa bir atık.
Bu atığın ne anlama geldiğini benzer raporlardaki anlatımlarla daha iyi tasavvur edebiliriz. FAO ve UNEP istatistikleri gıda kaybı ve israfının yarıya indirilmesinin dünya çapındaki tarımsal sera gazı emisyonlarının yüzde 4 oranında azaltılabileceğini örnek gösteriyor. Aynı raporlar bu israfın önlenmesiyle 153 milyon kişinin yetersiz beslenme sorununa çözüm bulunacağına işaret ediyor.
Yani yukarıda zikredilen 1,05 milyar ton atık gıdanın sadece yüzde 25’ini kurtarsanız, dünyada aç kimse kalmayacak.
Ülkemizde de benzer bir tablo mevcut. TÜİK güncel verilerine göre 2024 yılında 40,4 milyon ton atık oluşmuş. Bu atıkların yüzde 40’ı sebze ve meyve, yüzde 32’si ekmek, yüzde 14,3’ü süt ve süt ürünleri.
Bu miktarı kişi sayısına bölseniz adam başı 1,26 kiloya tekabül ediyor. Yani her birimiz günlük olarak neredeyse birbuçuk kilo atıktan sorumluyuz.
Ekonomiye zararı yaklaşık 1 trilyon dolar olduğu tahmin edilen bu israfının tamamından sadece soframız sorumlu değil elbet.
Tespitlere göre küresel ölçekte gıdanın yüzde 13,2’si hasat sonrası kaybolurken, yüzde 19’u ise perakende ve hane düzeyinde israf ediliyor. Hasat, nakliyat, depolama, dağıtım, işleme, paketleme, perakende ve tüketim aşamalarının her birinde ayrı kayıplar söz konusu.
Bu rakamların ne derece gerçekçi olduğu ise ayrı bir tartışma konusu. Zira ölçümün nasıl yapıldığı net değil. Örneğin dışarıda yemek yiyenlerin, özellikle AVM, lokanta ve otellerdeki kayıp ve israfın nasıl ölçüldüğünü bilmiyoruz. Dolayısıyla ölçümler yetersiz, veriler biraz eksik, kayıp daha fazla.
Oysa elinizde sağlıklı istatistik verileri yoksa uzun vadeli planlamalar yapamaz, verimli projelere imza atamazsınız.
İsrafı azaltmak, çok paydaşlı somut çözüm önerilerinde bulunmak ve örnek projelerle 2030’u yakalamak için sahih verilere ihtiyaç var.
Veri eksikliği, politika eksikliği demek.
Bu arada tarım politikalarının neredeyse tamamı Tarım Bakanlığı’na bırakılmış durumda. Sivil toplum kuluşları ile düşünce üreten yapıların bu politikalara bir katkıları yok gibi. Çiftçilik, balıkçılık, gıda atıkları, gıda enflasyonu, gıda zehirlenmeleri, kadınların tarımda istihdamı, hayvancılık gibi alanları da içeren devasa bir alandan söz ediyoruz.
Halbuki STK ve düşünce kuruluşlarının aktif rol üstlenerek; sadece tarım ve gıda ile ilgili değil, sağlık ve çevre gibi önemli alanlarda da politika ve düşünce üretmeleri, böylece kamunun yüküne omut vermeleri gerekmez mi?
Atık konusu aslında üst düzeyde sahiplenilmiş durumda. Cumhurbaşkanımız eşi Sayın Emine Erdoğan’ın bu işi gönülden sahipleniyor olması, son 50 yıllık siyasi tarihimizin en önemli örnek olayı.
Bu iyi örnek; çevre, sağlık, tarım ve gıda konularına da eğilmek isteyen hem STK ve düşünce kuruluşları hem de idari yapı için aslında bir şans. Örneğin Tarım Bakanlığı içinde gıda israfı ile ilgili çalışmaları Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü yürütüyordu, bakanlık içinde ayrı bir daire kurulmuş olması gibi daha yeni açılımlar düşünülmez mi?
Bu çalışmalarla gıda kaybı ve atık nedir, israf nasıl önlenebilir, bunlarla ilgili toplumda bir farkındalık oluşturulabilir. Ardında sağlıklı verilere dayalı ölçümlendirme yapılır. Mevzuat alt yapısının tamamlanması, paydaşlar arası iş birliği, dijital veri toplama alt yapısının oluşturulması ile önemli kazanımlar elde edilmiş olur.
Bakanlıkların, STK’ların ve uluslararası kuruluşların katılımıyla icra edilecek somut projeler ancak bu şekilde verimli olabilir.
Rasyonel veriler ışığında hazırlanan küçük ama kopyalanabilir ve ölçeklendirilebilir projeler, daha büyük ve yenilikçi çalışmalara ışık tutacaktır.
Kamu, özel sektör ve akademi olarak birlikte hareket edilirse hem israf azaltılabilir hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine daha hızlı ulaşılabilir.
Boşa harcanan para demek olan gıda israfı herkes için kayıp. Gıdanın geleceği, doğanın geleceğidir.